ANASAYFA
Bismişah, Allah Allah!
Bercemali Muhammed Mustafa, berkemali Imam Hasan, Imam Hüseyin ve Şahı Merdan Ali’yi Pir bilip verelim Muhammed Mustafa’ya selam.
Hz.Muhammed Mustafa’ya, Keremler Şahı Ali’yyün Veliullaha ve Ehli Beyt’ine dua ile selam olsun. Onlara esenlikler eyle.
Ya Canab-ı Hakk!
Hata ve kusurlarımızı;
Muhammed Mustafa hakkı için, bağışla.
Ali’yyel Murtaza hakkı için, bağışla.
Hatice-tül Kübra Ana hakkı için, bağışla.
Seyyide Fatma-tüz Zehra ana hakkı için, bağışla.
Imam Hasan hulki Rıza hakkı için, bağışla.
Imam Hüseyin-i Kerbela hakkı için, bağışla.
Imam Zeynel Ali Aba hakkı için, bağışla.
Imam Muhammed Bakır hakkı için, bağışla.
Imam Cafer-i Sadık hakkı için, bağışla.
Imam Musa-i Kazım hakkı için, bağışla.
Imam Rıza hakkı için, bağışla.
Muhammed Taki hakkı için, bağışla.
Imam Ali’ül Naki hakkı için, bağışla.
Imam Hasan-ül Askeri hakkı için, bağışla.
Imam Muhammed Mehdi sahibi zaman hakkı için, bağışla.
Pir Hünkar hakkı için, bağışla.
Erenler, Evliyalar hakkı için, bağışla.
Ya Cenab-ı Hakk!
Gülbenglerimiz, Dualarımız, hasta olan canlarımızın derdine derman ile şifa ola.
Zorda, darda olanlara, sağlıklı ve huzurlu günler nasip ola.
Hakikat alemine göçmüş canların, ruhu şad ve mazereti bağışlanmıș ola.
Okuyan insanların zihni açık, başarıları daim ola,
Darda, zorda olanlara, yetiş carımıza diyenlere sen yetiş ya Bozatlı Hızır!
Hakk Muhammed Ali aşkına cem geceniz mübarek, ibadet ile gülbenkleriniz, dua edenin duası, çerağ uyandıran cümle canların dilde dilekleri ve gönülde muradları kabul ola.
Dil bizden, kabul-ü Canab-ı Hakk’tan ola.
Allah Allah, Hakk eyvallah. Hizmet aşkıyla Huu.
Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=
Vay din tellalcıları vay, siz neymişsiniz ya
Din telalcıların kitabında, maddiyat önde ve maneviyat ise, arka sıralarda.
Önde maddiyat, arkada maneviyat: Bu tersliğin sebebi nedir?
Kur’an, insanı okumaya, düşünmeye, ilme, irfana ve ahlaka davet eder.
Der ki: “Oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku.” Alak Suresi 96, 1. Ayet
Kur’an-ın birinci Ayeti oku diyor, fakat din telalcıları ısrarla 5 vakit namaz diyorlar,
Kur’an-ın birinci Ayeti oku diyor, fakat din telalcıları ısrarla Hac diyorlar,
Kur’an-ın birinci Ayeti oku diyor, fakat din telalcıları Zekat diyorlar,
Kur’an-ın birinci Ayeti oku diyor, fakat din telalcıları ısrarla Oruç diyorlar,
Kur’an-ın birinci Ayeti oku diyor, fakat din telalcıları kızları okutmayın diyorlar,
Kur’an-ın birinci Ayeti oku diyor, fakat din telalcıları ısrarla Kur’an-ın Arapça okunmasını dayatıyorlar.
Dolayısıyla Kur’an, insanın hem bireysel hem toplumsal sorumluluğunu hatırlatır. Aklını kullanmasını, adil olmasını, hakkı savunmasını öğütler. Kısacası, çağdaş, ahlaklı, fikri hür, irfan sahibi bir insan modeli çizer. Fakat ne yazık ki, bu ilahi çağrıların yerini "vay nefsim", "aman hocam ne der", "şeyh buyurdu" gibi kuru söylemler almış durumda.
Kur’an “Inmiş dine uyun” derken, din telalcıları ısrarla uydurulmuş bir dine, Arap hanedanlarının geleneğe boğduğu, mezhepçilikle şekillendirdiği, sorgulamadan iman etmeyi esas alan bir sisteme yönlendiriyorlar.
Neden? Çünkü indirilmiş din otoriteyi yıkar, sorgulatır, eşitlik ister ve daha önemlisi akıl ister. Bu da çıkar sahiplerinin, statükonun ve sahte dini otoritelerin işine gelmez. Işte bu yüzden bugün maddiyat önde, maneviyat arkada. Çünkü gerçek maneviyat, gösterişe gelmez. Gerçek maneviyat yoksulun hakkını aramaktır, kadına zulme karşı çıkmaktır, emeğin yanında durmaktır. Fakat bugünkü telkin edilen “maneviyat”, sadece şekil, sadece görüntü, sadece sloganlardan ibarettir.
Siz hangi kitapta okudunuz bu dini? Vay be, yuh be sizlere
Allah’ın adını dilden düşürmeyip, halkın lokmasına göz dikenler,
Sadaka kutularıyla servet biriktirip, zekatla zengin olanlar,
Bir elinizde tespih, öteki elinizde tapu senetlerini sallayanlar,
Halkın imanıyla oynayıp, kendinize saltanat kuranlar,
Iman denildiğinde, para sayanlar,
Adalet denildiğine, adalete perde çekenler,
Kürsüden ahkam kesip, villada susanlar,
Mazlumun duasını değil, hükümdarın ihalesini tercih edenler,
Yazıktır, günahtır! Manevi değerlerden geriye ne bıraktınız?
Vay be, yuh be! Din deyip de dünyalığı toplayanlara
Vay o din tellallarına ki, hakikati satır aralarına gizleyip menfaati mihrap edinmişler. Siz ne büyüksünüz kendi gözünüzde! Ey dini pazarlık konusu yapanlar! Ne büyükmüşsünüz de kimsenin haberi yokmuş.
Vay din tellalcıları vay, siz neymişsiniz ya
Kutsal olanı pazarlık masasına oturtan, imanla ticaret yapan, kürsüde hakkı konuşur gibi görünüp vicdanlarda karanlık bırakanlar.
Hakk’ı savunduğunu söyleyip haklıyı ezmekten çekinmeyenler.
Sözde Allah adına konuşup, aslında kendi düzenlerini koruyanlar.
Oysa din, bir gösteri değil bir teslimiyettir. Ibadet, göz için değil gönül içindir. Sizse dine perde çekerek manevi değerleri, menfaate kurban ettiniz.
Ey din istismarcıları!
Dillerinizde Ayet, gözlerinizde hırs. Kimi zaman bir cami kürsüsünde, kimi zaman ekran başında, kimi zaman siyasetin gölgesinde ve hep aynı hikaye, kutsalı kendi çıkarınıza perde etmektir. Oysa din, bir mülkiyet değil bir emanettir. Ve o emanetin sahibi halk değil, Hakk’tır.
Vay din tellalcıları vay, siz neymişsiniz ya...
Cübbenizin altında kibir, sözlerinizin ardında hesap.
Bir yanda lüks araçlarla yapılan “tebliğ” seyahatleri, öte yanda faturasını ödeyemeyen yaşlıların duasına muhtaç edilen din.
Bir yanda saray sofralarında edilen hamd, öte yanda çöpten ekmek toplayan çocuklar için sessizlik.
Minberleri kürsüye, vaazları gösteriye çeviren sizler neymişsiniz…
Adaleti değil ayrıcalığı, ahlakı değil algıyı önceleyen dilinizle, dini “dokunulmaz” bir kalkan yaptınız. Her eleştiriyi “iman düşmanlığı” diye yaftalarken, en büyük zararı yine siz verdiniz inanan kalplere.
Kur’an-ı sadece sesle süslediniz. Ne yazık ki mesajını değil, makamını önemsediniz.
Siz vaaz ederken cenneti, yoksulun ekmeği küçüldü, yetimin gözleri karardı. Sizin için din, susturmanın, sindirmenin, itaat ettirmenin adıdır artık.
Ey din tücarları, söyler misiniz!
Hangi peygamber lüks içinde yaşamıştır?
Hangi sahabi, halktan uzak saraylarda hüküm sürmüştür?
Hangi ilahi mesaj, mazlumun değil zalimin yanında durmuştur?
Ey gösterişli sözlerin sahipleri ola din tücarları, halk sizi izliyor. Fakat artık hayranlıkla değil, şaşkınlıkla. Unutmayın ki Allah, her şeyin şahididir.
Din tücarlarının ve uydurulmuş bir dinin zülmüne uğramış ve çocukluğu Camide, Kur’an kursuyla geçen bir gencin itirafı ve feryadı…
„Keşke bana sabahtan akşama kadar benim anlamadığım Arapça şeyler öğretmek yerine Kur’an-ın Türkçe açıklamasını öğretseydiniz.
Ben bütün duaları ezbere biliyorum fakat kendim merak edene kadar bunların ne anlama geldiğini hiç merak etmedim. Çünkü bunun merak edilecek birşey olduğunu kimse söylemedi bana. Ama asıl olay öğüt vermekle alakalı olan birşeyin daha ne demek olduğunu bile anlıyamıyoruz.“
Işte uydurulmuş dinin gölgesinde kaybolan gençlik
Bugünün gençliği, ne yazık ki bilgiye değil slogana, araştırmaya değil tekrara dayalı bir din anlayışının pençesinde kıvranıyor. Tercübesiz, bilgisiz ve sorgulama refleksinden uzak gençlerin, uydurulmuş din telalcılarının etkisi altına girmesi içler acısı bir tablodur.
Bu telalcılar ya da başka bir deyişle taklitçiler, öyle ustaca ve tedbirli hareket ediyorlar ki, hakikatle hurafeyi ayırmak artık sıradan bir çabanın ötesine geçmiş durumda. Çünkü uydurulmuş din ile indirilmiş din arasındaki farkı görmek sağlam bir bilgiye, derin bir araştırmaya ve yaşanmışlıkla yoğrulmuş bir tercübeye ihtiyaç gerektiriyor.
Genç zihinler ise bu yükün altına çoğu zaman hazırlıksız yakalanıyor. Din kisvesi altında sunulan her söylem, sorgusuzca kabulleniliyor. Oysa iman, teslimiyet kadar aklı ve araştırmayı da emreder. Kur’an, sürekli olarak düşünmeyi, akletmeyi ve gerçeği araştırmayı öğütler. Fakat bugün, "düşünme, sadece inan" diyenlerin sesi daha çok çıkıyor.
Bu sessiz tehlike, gelecek nesilleri yalnızca inançtan değil, hakikatten de uzaklaştırma riskini taşıyor. O yüzden her bireyin kendine düşen bir görevi var sormak, araştırmak ve öğrenmek. Zira hakikat, sadece anlatılanlarda değil, aranan yerlerde bulunur.
Kur’an-ın net uyarılar
* Hiç düşünmez misiniz? Arâf Suresi, 184. Ayet
* Onlar Kur’an-ı hiç düşünmezler mi? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitler mi var? Muhammed Suresi, 24. Ayet
* Bilmediğin şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumludur. Isrâ Suresi, 36. Ayet
Bu bağlamda Hakk ile hakikatın hakkı için okuyan, araştıran ve sorgulayan insanların yüreğine sağlık. Aşk ile…
Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=
Manevi hedefe ulaşmak isteyen, dünyayı arkasında bırakmalıdır
Tasavvuf insanları için kolay ve materialis insanlar için zor olan bir durumdur. Dünya nimetleri haram olduğu için değil, kalbi esir aldığı için tehlikedir.
Eğer bir insan manevi bir amaç peşindeyse dünyevi hırsları, maddi bağlılıkları ve ego merkezli istekleri geride bırakması gerekir. buradaki „dünyayı arkada bırakmak,“ dünyadan tamamen kopmak anlamına gelmiyor. Dünyanın geçici zevklerine bağımlı olmadan yaşamak, iç huzura ve daha yüksek manevi değerlere yönelmek anlamına gelir.
Yani bir insanın manevi hedefi içsel bir yolculuk olmalıdır. Içsel yolculuk için ağırlık yapan veya engel olan bağlardan kurtulmak gerekir. bunun için de madiyat, şan-şöhret, makam-mevki, vs. gibi unsurlar amaç değil araç olması gerekir. velhasıl insan ne kadar hafiflerse ruhu o kadar özgür ve yükselişe açık hale gelir.
Dolayısıyla asıl manevi olgunluk, dış dünyadan kaçmak değildir. ona bağlanmadan, ondan etkilenmeden, kendi özünü bulmak ve özünde hakk ile hakikat bilincine varmaktır.
Bunun için de Tasavvufi bakış veya algı önemlidir.
Çünkü tasavvufta dünya, geçici olanı sembolize eder. Oysa insanın fani yani geçici olana bağımlı kalması, onu Hakk ile hakikatten uzaklaştırır.
Diğer bir deyimle dünya gönlünde değil, elinde olsun. Nefsi arzular çözülmeden, kalp çözülmez. Olması gereken de gerçek yolculuk, dışarıya değil içeriye yapılmalıdır. Bunun anlamı da dünyanın yani dünyevi zevklerin kalbi esir tutmasına izin vermemektir. Insan böylece Hakk ile hakikate doğru hafifliyerek yürür.
Bazı filozoflara göre anlam arayışı, ancak fazlalıklardan aranıldığında başlarmış.
Örneğin Stoacılar, dış koşullara bağımlılığı özgürlük kaybı sayar.
Platon, duyular dünyasını gölgeler alemi olarak tanımlar. Yani güneş ışığına çıkabilmek için gölgeleri bırakmak bırakmak gerekir.
Existentialist düşünürler ise, insanın özüne ancak kendi seçimi ve içsel cesaretiyle ulaşabileceğini vurgularlar.
Tüm bunlardan çıkarılan sonuç manevi hedef, daha yüksek bir katmanına geçiş olarak görülmelidir. Demek ki gerçek yükseliş, bırakabildiğin kadar gerçekleşir.
Sonuç itibariyle manevi huzura kavuşmak için her gün bir dünyalık bağdan feraget etmek gerekir. dolayısıyla manevi yolculuğun başında huzursuz ego yerine dengeli bir öz, dışa bağımlılık yerine içsel bir özgürlük, karmaşık istekler yerine sade ve anlamlı hedeflere yönelmektir. Unutmayalım ki geçiciyi tutan, ebediyeti kaçırır. Ilim muhabbetiyle.
Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=
Yeni Gağandınız / yılınız mübarek olsun
Mutlu yıllar! Şahı Merdan Ali yardımcımız, Bozatlı Hızır yoldaşımız olsun.
Ya Cenab-ı Hakk!
Nübüvvetin nuru hakkı için,
Velayetin nuru hakkı için,
Sevgi, Dostluk, Barış nuru hakkı için,
Ilim, bilim, irfan nuru hakkı için,
Verdiğimiz ikrarın nuru hakkı için,
Gönül birliğimizin nuru hakkı için,
Gülbenk, Dua nuru hakkı için,
Bismişah, Allah Allah!
Ya Cenab-ı Hakk!
Sen evveli, ahiri, sonu olmayan cömert, merhametli ve ihsanı bol olansın.
Acıların, kederlerin, hüzünlerin, gözyaşlarının, haksızlıkların,
Ölümlerin ve tüm olumsuzlukların geride kalması dileğiyle,
Yeni yılda insanların hırsını merhamete, kinlerini sevgiye ve
Düşmanlıklarını barışa çevirmeni temeni ederiz.
Düşmanlıkların, zulümlerin son bulduğu, mazlumların,
Ezilenlerin kurtulduğu, küslerin barıştığı, dargınların el sıkıştığı,
Barış ve dostluğun yılı olsun.
Hizmet aşkıyla kendine inananların, dostlarına güvenenlerin,
Sevgiye sarılanların, umutsuzluğa kapılmadan barış ve
Dostluğa hizmet edenlerin yılı olsun.
Insanlık yolunda ve hayat mücadelemizde
Hakk Muhammed Ali yardımcımız, Bozaatlı Hızır yoldaşımız olsun.
Yüreğimizde Ehli Beyt sevgisi ve muhabbeti daim olsun.
Göçmüşlerimize rahmet ve yaşıyanlarımız, selamet içinde olsunlar.
Göçmüşlerimizin temiz ruhu hakkı için duamızı, niyazımızı,
Niyetimizi, hizmetimizi, verdiğimiz lokmalarımızı
Dergahı izzetinde kabul eyle ya Cenab-ı Hakk!
Gönlünde ikiliği giderenin, dedikodu duygusundan arınanın,
Huzur içinde ilim muhabbettinden ayrılanın, Hakk Muhammed Ali yardımcısı ola.
Seyyide Fatma-tüz Zehra ananın çektiği acıların yüzü suyu hürmetine,
Dilde dileğimiz, gönülde muradımız, niyet ve niyazımız kabul ola.
Dil bizden, kabulü Cenab-ı Hakk’tan ola.
Allah Allah, Allah eyvallah. Gerçeğin demine Huu.
Yeni yıl, hayatınıza taze bir umut, bolca mutluluk ve sağlık getirsin. Her anınız sevgiyle dolsun, tüm hayalleriniz gerçek olsun. 2026, size neşe, huzur ve başarı getirsin! Mutlu yıllar!
Şahı Merdan Ali yardımcımız, Bozatlı Hızır yoldaşımız olsun.
Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=
Kalo Gağan, yeni yılın simgesi ve kültürel değeri
Kalo Gağan’dınız mübarek olsun, İnsanlık alemi için dostluğa, barışa ve kardeşliğe vesile olsun.
Kalo Gağan, yalnızca yerel bir kutlama değildir. Aynı zamanda tarihsel belleği, toplumsal dayanışmayı ve mevsimsel döngüleri bir arada barındıran önemli bir kültürel mirastır.
Köken olarak “Kalo Gağan” kelimesi, Anadolu ve Orta Asya’daki mevsim döngüsü ritüellerine dayanır. Özellikle Alevi kültüründe mevsim ve yıl döngüleriyle bağlantılı olarak kullanılmıştır. Anlam olarak Kalo, “yaşlı” veya “eski”yi; Gağan ise “yeni yıl başlangıcı”, “mevsimsel değişim” ya da “yenilenme zamanı”nı ifade eder. Böylece Kalo Gağan, geçmiş yılın bitişi ve yeni yılın gelişini simgeler.
Dersim ve çevresinde yaşayan Alevi topluluklarda Kalo Gağan, kışın en sert döneminin geride kalmasını ve günlerin uzamaya başlamasını simgeleyen eski bir Kış Bayramı ve yeni yıl karşılama geleneğidir. Dolayısıyla Kalo Gağan, yalnızca bir kutlama veya takvimsel bir etkinlik değildir. O, toplumsal dayanışmanın, bereketin, umudun ve doğayla kurulan derin ilişkinin bir yansımasıdır.
Kalo Gağan, kışın en uzun geceleri ve en kısa gündüzlerinin yaşandığı dönemde kutlanır. Eski toplumlar için bu zamanlar sadece soğuk havayla mücadele değil, aynı zamanda karanlığın hüküm sürdüğü bir dönemdi. Bu nedenle Kalo Gağan, doğanın karanlıktan aydınlığa geçtiği, ışığın karanlığa üstün gelmeye başladığı günleri simgeler; yani yeni yılın ilk habercisidir. Umut, yenilenme ve tazelenme zamanıdır.
Kalo Gağan’ın en dikkat çekici yönlerinden biri, köylerde çocukların ve gençlerin ev ev dolaşıp kapıları çalıp maniler söylemesidir. Bu maniler hem eğlenceli hem de bereket dilekleriyle süslüdür. Ev sahipleri ise bu ziyarete kuru yemişler, ceviz, pestil, çörek ve diğer küçük hediyelerle karşılık verir. Bu ritüel, toplumun birbirine bağlılığını, paylaşma kültürünü ve dayanışmayı güçlendiren önemli bir sosyal davranıştır.
Bazı köylerde kutlamalar, Gağan Ana ve Gağan Baba adlı karakterlerin canlandırılmasıyla daha da renklenir. Gağan Ana bereketi, şefkati ve doğurganlığı; Gağan Baba ise bilgelik, yaşlılık ve geçen yılın tecrübelerini temsil eder. Bu karakterler hem eğlendirir hem de yeni yıla manevi bir rehberlik sağlar.
Kalo Gağan’da evler temizlenir, ocaklar düzenlenir. İnanca göre ocak ne kadar temiz ve düzenliyse, yeni yıl da o kadar bereketli geçer. Evlerde çerağlar uyandırılır, dualar edilir, gülbengler okunur, ocağa un serpilir. Bu uygulamalar, insanların doğayla ve yaşam alanlarıyla kurduğu saygı dolu bağın göstergesidir.
Ayrıca mutfakta da Kalo Gağan kendini gösterir. Özel yemekler hazırlanır, halk bir araya gelir. Gağan lokması olarak bilinen çörekler yapılır; buğday, nohut ve kuru besinlerin birlikte kaynatılmasıyla yapılan bereket yemekleri sofraları süsler. Bu yemekler, paylaşmanın ve bolluk dileğinin simgesidir.
Tüm bu ritüel ve gelenekler bize önemli bir mesaj vermektedir. İnsanlar birlikte güçlüdür. Birlikte gülmek, birlikte yemek ve birlikte umut etmek, toplumların en sağlam bağlarını oluşturur. Kalo Gağan, paylaşmanın sadece maddi bir şey vermek olmadığını; neşemizi, sevgimizi ve umudumuzu paylaşmak olduğunu hatırlatır.
Kalo Gağan, eski bir geleneğin günümüze ulaşmasının en güzel örneklerinden biridir. Geçmişle geleceği buluşturan, kültürün köklerini taşıyan ve insanları bir araya getiren güçlü bir bağdır. Teknolojinin ve modern yaşamın hızına kapıldığımız günlerde bile, bu gelenek bize kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve toplumsal dayanışmanın önemini yeniden hatırlatır.
Kalo Gağan’ın bizlere en büyük armağanı, umuttur. Yeni yıl kapısında dururken, geçmişte yaşadığımız zorlukları geride bırakıp geleceğe umutla bakmayı öğretir. Her yeni yıl, yeniden başlamanın ve kendini yenilemenin mümkün olduğunu gösterir.
Bu gelenekle yalnızca bir kültürü tanımış olmuyoruz, aynı zamanda birlik, paylaşma, sevgi, umut, hoşgörü ve merhamet gibi evrensel değerleri de yüceltmiş oluyoruz.
Özü itibarıyla Kalo Gağan anlatılarında görünür olan “sıfat”, tarihsel bir şahsiyetten çok hakikatin farklı zaman ve mekânlarda tecelli eden yüzünü ifade eder. Alevi yaşam felsefesinde bu tecelli, çoklukta birlik anlayışı içinde anlam kazanır. Bu bağlamda Şahı Merdan Ali, adaletin, hikmetin ve yol önderliğinin sıfatı olarak zuhur ederken Bozatlı Hızır, aynı sıfatın zamanlar üstü, darda kalana yetişen ve can veren yüzü olarak karşımıza çıkar.
Yani burada bir “iki ayrı kişi” anlatısından çok, aynı hakikatin farklı erkân ve anlatılarda görünmesi söz konusudur. Şahı Merdan Ali‘de “velayet”, Bozatlı Hızır‘da “himmet” olarak beliren bu sıfat, Kalo Gağan’da yeniden hayat bulan bir yenilenme, bereket ve yol göstericilik simgesi haline gelmiştir.
Bu bağlamda Kalo Gağan anlatısında karşımıza çıkan “sıfat”, tarihsel bir şahsiyetten ziyade, Alevi inanç sisteminde hakikatin tecelli eden yönünü temsil eder. Bu sıfatın Ali-Hızır sürekliliği içinde okunması, Alevi inancının temel öğretisi olan çoklukta birlik anlayışıyla ve yaratılış anlatılarının sembolik diliyle uyumludur.
Şahı Merdan Ali’de vücut bulan velayet ve hikmet, Bozatlı Hızır’da zamanlar üstü bir himmet ve yol göstericilik olarak tezahür eder. Kalo Gağan anlatısı da bu süreklilik içinde, yenilenme, bereket ve hakikate erişim temasını canlı tutar. Böyle bir okuma, inanç dilini daraltmadan, anlatının derinliğini ve çok katmanlı yapısını koruyan bütüncül bir yaklaşım sunar.
Dolayısıyla Kalo Gağan’da anlatılan, bir şahıstan çok yolun kendisidir. O yol da Ali sıfatında, Hızır himmetinde yürür.
Dileriz ki yeni yıl hepimize sağlık, barış, mutluluk ve bereket getirsin. Tıpkı Kalo Gağan’ın ruhunda olduğu gibi, ışık karanlığa galip gelsin; Umutlarımız yeşersin; Sofralarımız, gönüllerimiz ve yollarımız aydınlık olsun.
Sağlıklı, huzurlu ve güzel bir yıl diliyoruz. Hepinizin Gağan’ı mübarek, yeni yılınız bereketli olsun.
Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=
Sevgili Canlar, Dostlar ve Okurlar,
Alevilikte Gülbeng, Dua ve Erkânlar uzun bir yolculuğun ardından ÇIKTI!
Bir lokma karşılığında, siz değerli okurlarımızla buluşmaya hazır. Ruhani bir yolculuğa hazır mısınız?
Bu eser, Alevi inanç ve ibadet geleneğinin derinliklerine yolculuk yapmak isteyenler için eşsiz bir rehber. Gülbenglerin anlamı ve işlevi, duaların ruhani derinliği ve erkânların ritüel içindeki yeri anlaşılır bir dille anlatılıyor.
Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=