Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Ehli Beyt yazarı, Seyyid Seyfettin Ocağı evlatlarındandır. Aşk ile Canlar...
Seyyid Hakkı
Seyyid Seyfeddin Ocağı

ANASAYFA


Metropollerde Alevilik ve Cemevlerine ilginin zayıflaması.
Alevi inancı açısından bu, önemli bir sorundur; çünkü metropol yaşamı, hem kimlik hem de inanç pratikleri üzerinde güçlü etkiler bırakmaktadır.  
 

Bu etkilerden bazılarına bir göz atalım.
• Cemevlerinin konumu

Metropol şehirlerde Cemevleri artık yalnızca ibadet alanı olmanın ötesinde, sosyal dayanışma, yardımlaşma ve irşad mekânları olarak işlev görmelidir. Ancak Cemevleri siyaset ve ideolojiden uzak durmazsa ya da bu tür angajmanlarla ilişkilendirildiğinde, bazı kişiler bu alanlardan mesafeli durabilir. Yani kurumsal düzeyde siyaset, bireylerde mesafe yaratabiliyor.
 

• Modern Şehir hayatında manevi alanın daralması
Büyük şehirlerde insanlar, uzun çalışma saatleri, bitmeyen trafik, ekonomik kaygılar ve hızlı yaşamın baskısı nedeniyle kendilerine zaman ayırmakta zorlanırlar. Oysa cem erkânı gibi kolektif ritüeller zaman, dikkat ve bilinçli bir niyet gerektirir. Bu yüzden modern şehir hayatının yoğunluğu, bu tür manevi ve toplumsal pratiklere katılımı çoğu zaman güçleştirir.
 

• Büyük Şehirlerde toplumsal bağların zayıflaması
Alevi inancı, tarihsel olarak köy yaşamına, komşuluk ilişkilerine ve el ele, el Hakk‘a anlayışıyla şekillenen dayanışmacı bir toplumsal yapıya dayanır. Ancak büyük şehirlerde bu sosyal ağlar giderek çözülmekte, insanlar daha bireyselleşmiş ve kopuk bir yaşam tarzına yönelmektedirler.
 

• Alevi gençliğinde değişen kimlik algısı
Metropollerde doğup büyüyen gençler, Alevi kimliğini daha çok kültürel veya politik bir çerçevede algıladıkları için cem ritüelleri ve diğer geleneksel uygulamalarla bağları zayıflayabilir. Ancak bu durum, ritüellere ilgisizlik anlamına gelmez. Gençler kimliklerini farklı biçimlerde yeniden yorumlayabilir ve kendilerine özgü bir ifade biçimi geliştirebilirler.
 

• Erişim sorunları, mekân eksikliği ve yetkililerin uyumsuzluğu nedeniyle yeterli bilgiye ulaşılamaması.
Günümüzde Cemevlerinin sayısı artsa da, şehirlerdeki yoğun yaşam nedeniyle herkesin kolayca ulaşabileceği bir yer olamayabiliyor. Ayrıca bazı kişiler, sosyal baskılar veya görünürlük kaygıları nedeniyle Cemevlerinden mesafeli durabiliyor.
 

Her yolun sağlam bir geleceğe ulaşabilmesi için, ilmihalini derleyip öğretilerini insanlara ulaştıracak bir önderliğe ihtiyaç vardır. Bu önder, sadece bilgi aktarmakla kalmaz; insanların gönüllerinde yer eder, bilinç birikimini kuşaktan kuşağa taşır ve yolun sürekliliğini güvence altına alır. Dolayısıyla yolun geleceğini güvenceye almak ve toplumsal bilinci güçlendirmek için güçlü, bilgili ve rehberlik vasıflarına sahip bir liderlik zorunludur. 

• Moderleşmenin etkileri
Modern şehir kültürü, birçok inanç pratiğini daha özel ve bireysel alanlara çekmektedir. Bu bağlamda, cem erkânı gibi kamusal ve topluluk temelli ritüeller, bu dönüşümden özellikle yoğun bir şekilde etkilenmektedir.
 

Sonuçta şöyle bir soru insanın aklına glemektedir, Bu durum ne anlama gelmektedir?“
Öncelikle belirtmek gerekir ki bu durum, Aleviliğin yok olduğu anlamına gelmez. Şehirleşme, Alevi inancı açısından aynı zamanda yeni dönüşümlere de yol açmaktadır. Örneğin, yeni nesil Aleviliği daha bilinçli ve araştırmacı bir gözle öğrenmeye çalışmaktatadır. Cemevleri ise kültür merkezleri, sosyal dayanışma alanları ve eğitim faaliyetleri aracılığıyla yeni işlevler kazanmaktadır. Bu tür gelişmeler, Aleviliğe dair önemli ve farklı kapıların açılmasını sağlamaktadır.
 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=

Nefsinden ayrıl, şeytandan sıyrıl da öyle gel.
“Nefsinden ayrıl, şeytandan sıyrıl da öyle gel” sözü, Alevi öğretisinde yalnızca ahlaki bir öğüt değil; yolun eşiğinde duran insana yapılan bilinçli ve sorumluluk yüklü bir davettir. Bu çağrı, insanın hakikat yoluna adım atmadan önce kendi iç dünyasıyla yüzleşmesini, nefsini tanımasını ve onu terbiye etmeyi göze almasını ifade eder. Çünkü Alevi irfanına göre gerçek yolculuk dışarıya değil, insanın kendi içine doğru yapılan bir yürüyüştür.
 

Alevi öğretisinde nefs ve şeytan, insanı hak ve adalet yolundan uzaklaştıran iki temel etkendir. Nefsin arzuları kibir, bencillik ve haksızlıkla beslenirken; şeytan bu eğilimleri kışkırtan dışsal bir etki olarak görülür. Bu nedenle insan, önce içindeki kibri ve benliği aşmadan Hakk’a yaklaşamaz. Hak ve adalet yalnızca toplumsal düzenin sağlanması için değil, insanın iç huzuruna ve gönül dirliğine ulaşması için de vazgeçilmezdir. Nefsini terbiye eden insan, gönül kırmaktan, zulümden ve haksızlıktan uzak durur; böylece hem kendisiyle hem de çevresiyle barış içinde yaşar. 

Cem erkânlarında icra edilen semahlar, okunan gülbengler ve yerine getirilen hizmetler; bu içsel arınmanın, nefsin terbiye edilmesinin ve Hakk yolunda duruşun sembolik ifadesidir. Semah, bedenin dönüşüyle birlikte gönlün ve bilincin de arınmasını; gülbengler ise niyetin ve sözün Hakk’a yönelmesini temsil eder. Bu ritüeller, insanın benliğini aşarak “biz” bilincine ulaşmasının manevi araçlarıdır. 

Bu yol kolay değildir. Nefis ve şeytan, insanı her daim sınar ve yanlış yollara sürüklemeye çalışır. Ancak temiz niyet, gönül arılığı, sabır ve adaletli bir duruşla insan bu sınavları aşabilir. Alevi öğretisine göre gerçek özgürlük, nefsin ve bencilliğin esaretinden kurtulmakla mümkündür. Nefsinden ayrılarak, şeytandan sıyrılarak bu yola gelen insan; yalnızca kendini değil, toplumu da aydınlatan bir ışık hâline gelir. 

Bir Derviş ile Şeyh’inin Nefs ve Şeytan hikayesi
Derviş, kendi Şeyh’inin yanına giderek ona sorar.

• Efendim, yıllardır nefsimle uğraşıyorum fakat hâlâ şeytanın vesvesesinden kurtulamıyorum.

Ne yapmalıyım?

Şeyhi gülümseyerek:

• Evladım, bir evin kapısını içerden kilitlemezsen, dışarıdakinin kapıyı çalmasına engel olamazsın.

Derviş şaşırır:

• Nasıl yani?

Şeyh devam eder:

• Önce nefsini terbiye et. Yani kapıyı içeriden kapat. O zaman şeytan dışarıdan bağırsa da içeri giremez.
• İçteki düşman susunca, dıştaki kendi kendine kaybolur.

Derviş o gün anlar ki;
İnsan önce kendini düzeltmeden, dışarıdan gelen kötülüğü susturamaz.
 

İşte Derviş ile Şeyh arasında anlatılan hikaye, bu gerçeği özetler: Kişi önce içindeki kapıyı, yani nefsini terbiye etmelidir; içteki düşman sustuğunda, dıştaki şeytan da etkisini yitirir. Sonuç olarak Alevi öğretisi, insanın önce kendini düzeltmesini, nefsinden ve şeytanî eğilimlerden uzak durmasını öğütler. Bu arınma, insanı olgunlaştırır, bilgeleştirir ve hem kendisi hem de toplum için bir ışık hâline getirir.  

Sonuç olarak Alevi öğretisi, insanı dışsal düşmanlarla mücadeleden önce içsel arınmaya çağırır. Nefsinden ve şeytani eğilimlerden arınan insan, hakikate daha yakın, adalete daha duyarlı ve insanlığa daha faydalı bir varlık hâline gelir. “Nefsinden ayrıl, şeytandan sıyrıl da gel” sözü, insanı insan yapan bu derin yolculuğun özlü bir ifadesi ve yolun eşiğindeki herkese yöneltilmiş evrensel bir çağrıdır. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=

Dergâh ve Cemevlerinde görgü kuralları
Görgü kuralları; edep-erkân, mümine nişan ve sükût-ı lisan kavramlarına dayanmaktadır.
 

Dergâh ve Cemevi, Alevi yolunun manevi ibadet mekânlarıdır.
Dergâh; irşadın, muhabbetin, eğitim ve yol öğretisinin yapıldığı mekândır.
Cemevi ise; cem erkânlarının yürütüldüğü, yolun pratik olarak yaşandığı kutsal alandır.
 

Alevi geleneğinde görgü, bir kişinin hem iç terbiyesini hem de topluluk içindeki davranış düzenini ifade eder. Dergâh ve cemevi gibi kutsal mekânlarda görgü kuralları, hem manevi saygıyı hem de topluluk huzurunu korumak için vazgeçilmezdir. 

Dolayısıyla Alevi geleneğinde Edep ile Erkân, bir topluluğun manevi düzeni, davranış ölçüsü ve yol adabı anlamına gelir. Hem Dergâh hem de Cemevi için temel prensipler aynıdır. Ancak dergâhlar daha çok eğitim ile terbiye, irfan, hizmet ve yol öğretisi odaklıdır, cemevleri ise cem erkânlarının icrası ve toplumsal buluşma mekânlarıdır. 

Aşağıdaki maddeler, bu iki mekânda geçerli temel görgü kurallarıdır.
1. Gönül temizliği ile gelmek

• Dergâh ve Cemevi’ne giren kişi, önce niyetini, sonra kalbini temizler.
• Ceme gelmeden önce temizlenmek, uygun kıyafetle gelmek adettir.

• Niyet temizliği. Kimseye kin, kıskançlık veya öfkeyle gelmemek.

• Cem erkanına, meydana girerken dara durulur. Baş eğme, içsel niyet tazeleme ve topluluğa saygı anlamına gelir. Meydana giren kişi niyetiyle, gönlüyle hazır olduğunu ifade eder.
 

2. Sessizlik ve Sükûneti korumak
Her iki mekân, ibadet ve huzur mekânlarıdır.
Mekânlarda Görgünün esas temeli;

• Gereksiz konuşmamak,
• Telefon, gürültü, koşuşturma yapmamak,
• Cem erkânı ve muhabbet esnasında dikkat dağıtmamak.

• Cemevine girişte sessizlik, sükunet ile saygı önemli ve esastır.

• Yüksek sesle konuşmak, kavga/çekişme, siyasi tartışmaya girmek uygun değildir.
 

3. Eşik adabına riayet
Kapıdan içeri girerken:
• Eşiğe basmamak,
• Saygıyla eğilmek,
• Niyaz ederek geçmek
 

4. Herkese Eşit gözle bakmak
• Alevi yolunda, kimse üstün değildir.
• Rütbe, makam, yaş, cinsiyet, mal-mülk farkı yoktur.
• Mekâna giren kişi, herkese “can” gözüyle bakar.
 

5. On İki Hizmet düzeni ve Hizmetkarlara saygı
• Mürşid, Pir, Rehber, Zakir, Gözcü, Süpürgeci, Lokmacı gibi hizmetkarlara saygıda kusur etmemek,

• Pir rehberliğinde yürüyen erkânın düzenini bozmamak esastır.

• Hizmetkarların uyarıları sessizce ve itirazsız yerine getirilir.

• Hizmetkarlıkta gönüllülük esastır,

• Hizmetkârlıkta kibirlik yoktur,
 

6. Oturma ve Meydan adabı
• Bacak uzatmamak,
• Uygunsuz hal ile davranışlarda bulunmamak,

• Bireysel muhabbetleri kesmek,

• Meydana izinsiz girip çıkmak doğru değildir.

• Çocukların, yaşlıların ve misafirlerin rahat etmesine özen gösterilir.

• Deyiş, Nefes, Duaz-ı İmam okunurken huşi içinde dinlenir.

• Semah esnasında konuşmak, hareket etmek veya videoya çekmek uygun değildir.
 

7. Lokma Görgüsü
Lokma paylaşımı kutsal olduğu için,
• İsraf etmemek,
• Lokmayı küçümsememek,

• Herkese eşit ulaşmasını gözetmek,

• Lokmayı alırken niyaz ve şükretmek,

• Gösteriş ve zorunluluk yoktur.

• Kavga, acele veya tartışma olmamalıdır.
 

8. Sır saklamak
Sır saklamayı bilmek, hem görgünün hem de adabın temel ilkesidir.

Bundan ötürüdür ki Cem ve muhabbet içinde konuşulan özel konular dışarı taşınmaz.
çünkü Sır vardır, meydan içindir ve meydanda kalmalıdır.

9. Temizlik ve Düzen
• Beden temizliği,
• Giyim, üst baş temizliği,
• Mekânı kirletmemek,
• Hizmetkarlıktan sonradüzeni sağlamak,
• Kıyafet sade ve saygılı olmalıdır. Çünkü dini zorunluluk değil, adab gereğidir.

Tüm bu ilkeler manevi saygının yansımasıdır.
 

10. Benliği dışarıda bırakmak
Dergâh ve Cemevi’ne gelen kişi:
• Gösterişten,
• Kibirden,
• Üstünlük düşüncesinden uzak durur.
• Mekânlarda, benlikten öteye “biz” ilkesi esastır.

• Kadın ve erkek yan yana, eşit şekilde oturur ve hizmet ederler.

• Hiçbir cinsiyete ayrıcalık tanınmaz. Eşitlik temel ilkedir.
 

11. Cem erkanına müdahale etmemek
Semah, Gülbeng, Dua, Zakirlik veya görgü erkânı sırasında:
• Müdahale etmemek,
• Yer değiştirmemek,
• Cem erkânını veya Muhabbeti bölmemek toplumun huzurunu korur.

• Mekanın kutsallığından ötürü alkol, sigara, kavga veya saygısızlığa kesinlikle izin verilmez.
 

12. Dil, Üslup ve dağılma adabı
• Her cümle ölçülü, kırmadan ve gönül gözeterek söylenir,

• Alevi yolunda kem söz haram sayılır,

• Kusuru gözetmemek, eksiği tamamlamak yolun temel ilkesidir,

• Cem erkanı bitiminde Şükür ile Rızalık Gülbeng okunur, niyet yenilenir,

• Meydandan ayrılırken yine saygı içinde, sessizce ayrılır.
 

Edep; incitmemek, gönül kırmamak, Eline Diline Beline sahip çıkmak gibi temel insani değerleri kapsarken, Erkân ise; cemlerin düzeninden hizmetlerin sırasına, lokma paylaşımından meydan adabına kadar yolun pratik uygulamalarını içerir. Dolayısıyla Bu kavram, hem bireyin hem de topluluğun içsel terbiyesini şekillendirir.  

Bu iki unsur bir araya geldiğinde, Alevi toplumunun birlik, saygı ve manevi ahenk içinde yaşamasını sağlayan köklü bir kültür doğar. Edep ile Erkân, sadece kurallar bütünü değil gönlü olgunlaştıran, insanı insana yakınlaştıran ve yolun özünü yaşatan bir yaşam felsefesidir. 

Ehli Beyt Yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=

Hak ve Adalet, insanlık yolunun temelidir. 
İnsanlık tarihi incelendiğinde görülür ki, toplumları ayakta tutan, onları bir arada yaşatan ve geleceğe taşıyan temel değerlerin başında hak ve adalet gelir. Bu iki kavram, yalnızca hukuk kitaplarında yer alan soyut ifadeler değildir; insan onurunun, toplumsal düzenin ve birlikte yaşama iradesinin temelini oluşturur. Demek ki, birlikte ve huzur içinde yaşamanın temeli, hak ile adalettir.
 

Hak, insanın doğuştan sahip olduğu değerin tanınmasıdır. Yaşama, düşünme, inanma ve emeğinin karşılığını alma hakkı, bireyin varlığını anlamlı kılar.
Adalet ise, bu hakların korunmasını ve herkes için eşit biçimde uygulanmasını sağlar. Adaletin olmadığı bir yerde hak kağıt üzerinde kalır; hakların tanınmadığı bir yerde ise, adalet anlamını yitirir.
 

Toplumsal hayatta adalet duygusu zedelendiğinde, güven de yok olur. İnsanlar devlete, kurumlara ve birbirlerine karşı şüphe duymaya başlar. Bu da demektir ki, güvenin kaybolduğu yerde huzurdan söz etmek mümkün değildir. Oysa adaletin işlediği, hakkın gözetildiği toplumlarda insanlar geleceğe umutla bakar, dayanışma güçlenir ve barış kalıcı hâle gelir. 

Hak ve adalet, yalnızca yönetenlerin değil, toplumun her bireyinin sorumluluğudur.
Günlük yaşamda adil olmak, başkasının hakkını gözetmek ve haksızlığa sessiz kalmamak, insanlık bilincinin en somut göstergesidir. Çünkü adalet, sadece mahkeme salonlarında değil, vicdanlarda da yaşatılmalıdır.
 

Şahı Merdan Ali buyurmuştur ki: “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır.”
Dolayısıyla en büyük ve hükmedilemeyen adalet, insanın kendi vicdanıdır.
Önemli olan da, insanın kendini kendi vicdan mahkemesinde yargılamasıdır.
 

Unutmayalım ki fiziki güç geçicidir ve makamlar da gelip geçer. Fakat adalet kalıcıdır. Tarih, adaleti esas alan toplumların yükseldiğine, zulmü benimseyenlerin ise er ya da geç çöktüğüne defalarca tanıklık etmiştir. 

Bundan ötürüdür ki, hak ve adalet sadece bugünün değil, yarının da teminatıdır. İnsanlık yolunun temelinde yatan gerçek, dinin veya inancın özünün ahlâk olduğudur. Ahlâkın temeli ise, hak ve adalettir. 

Alevi inancında hak ve adaletin konumuna baktığımızda, hak her bireye ait olan ve korunması gereken değer olarak görülür.
Adalet ise bu değeri gözetmek, yaşamak, yaşatmak ve başkasına da hakkını vermek demektir.
 

Unutmayalım ki insan, insanın kardeşidir. Hakkı gözetmek herkesin görevidir. Nefsimize hâkim olarak, sevgiyi ve adaleti çoğaltmak, Hak ve Adalet ışığını kendi yaşamımıza taşımak, hak ve adalet yolunun en güzel pratiğidir. 

Özetlersek
Hak, insanı insan yapan değerdir ve insanın değerini tanır.
Adalet ise, o değeri korur ve adaletin terazisidir.
Bu ikisi olmadan insanlık yolundan sapar; o zaman ne insan kalır ne de toplum.
 

Sonuç olarak şunu açıkça söyleyebiliriz:
Hak ve adalet, insanlık yolunun temelidir.
Bu temeli korumak, güçlendirmek ve gelecek nesillere aktarmak, hepimizin ortak görevidir.
 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=

İnsanlar hesabını kula değil, Allah’a verir.
Manevi bir derin anlama sahip olan bu cümle, islamın adalet anlayışını, hem de insanın sorumluluk bilincini özetler.
 

Bazı insanlar, Allah’ın soracağı soruları sorarlar. Bu davranışlarıyla haddini aştıklarının bilincinde değildirler. Çünkü kişinin niyetini, gizlisini, saklısını, aklında geçeni, kalbindeki samimiyeti, vs. tam ve eksiksiz bilen yanlızca Allah’tır. Bu nedenle hesap da insanın her halinden haberdar olan Allah’a verilir. Insanların kusurları, eksiklikleri, bilmedikleri, yanlış anladıkları veya eksik gördükleri çok kavramlar vardır. Fakat Allah’ın adaleti noksansızdır. 

Dolayısıyla hesap insanlara değil, Allah’a verilir. Diğer bir deyimle bu bir sorumluluktur.
Bu ifade, bir insanın kendi hayatını insanların gözü için değil, Allah’ın rızası için yaşaması gerektiğini hatırlatır.
 

Bu hesabın veya sorumluluğun mana yorumu;
- Gösteriş için iyilik yapmak, boşa gider,

- İnsanlardan takdir beklemek, kırılmaya-alınmaya sebep olur,

- Riya ile ibadet etmek, ruhu çürütür.

Fakat Allah için yani iyi niyetle yapılan her bir iş değerli ve kıymetli olur.
 

Ancak kul yargılar fakat Allah hükmeder. Çünkü mutlak manada Hüküm ve Takdir yanlız Allah’a mahsustur. 

Bu ifadenin mana yorumu;
- Insan aceleci hüküm verir,

- Eksik görür,

- Kalbi okuyamaz,

- Niyet bilmez, vs.

Adaletinde kusur olabilir. Bu nedenle insanların hükmü, çoğu zaman eksiktir. Dolayısıyla asıl hüküm ve hesap kâmil adalet sahibi olan Allah’a aittir.
 

Alevi inancı boyutunda insanlardan değil, Allah’tan utan buyurulur.
Demek ki insanlardan çekinmek değil, Allah’tan çekinmek gerekir. insanlar görmese de Allah görür. Dolayısıyla insanlardan gizlenen haller olabilir. Fakat Allah’ın nazarından hiçbir nesne gizli değildir. Bu da insanın içsel otokontrolünü, ahlaki omurgasını güçlendirir.
 

Bunun bir de toplumsal boyutu vardır. Hesabı Allah’a vermek, Kul hakkını hafife almak değildir. Bazı kişiler, “hesabı Allah’a vermek” cümlesini yanlış anlayıp şöyle düşünürler. “Ben hesabı Allah’a vereceğime göre kimseye hesap vermem. Bu düşünce elbette doğru değildir. Çünkü Kul hakkı, Allah’ın affetmiyeceğini söylediği tek haktır. Hesap Allah’a verilir fakat hesabın konusu, kula yapılan haksızlıklardır. Onun için Allah kişiye sorar, “Niçin kulumu incittin? Ve mesele budur. 

Sonuç itibariyle insanların hükmü geçicidir, Allah’ın hükmü hakikattir. Insanların değerlendirmesi sınırlıdır, fakat Allah’ın bilgisi tamdır. Insanlar unutur ancak Allah kayda geçirir. 

Bu yüzden;
- Yaptığımızı, Allah’ın rızası ile hoşnutluğu için yapalım.

- Yanlıştan Allah’ın rızası ve hoşnutluğu için uzak duralım.

- Doğrudan, Allah’ın rızası ve hoşnutluğu için şaşmayalım.

- Hesabı yaratılana değil, yaradana vereceğimizin bilincinde olalım.

Bu ilkeler doğrultusunda hareket eden bir insan, Hakk ile hakikat yolundadır. Yolumuz, uğrumuz açık olsun.
 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=

Alevilerin ikrar verdikleri temel inanç ilkeleri
Aleviler, ikrar verdikleri yol doğrultusunda inançlarını belirli temel ilkeler üzerine kurarlar. Bu ilkeler tarihsel, siyasal yorumlardan bağımsız olarak, yolun özünü ve hakikat anlayışını ifade eder.
 

Birinci ilke:
Allah’ın varlığına inanmak, O’nu birlemek, kabul etmek ve teslim olmaktır.
 

İkinci ilke:
Hz. Muhammed Mustafa’nın Allah tarafından görevlendirildiğine inanmak; peygamberliğine itaat etmek ve O’na ikrarla bağlanmaktır.
 

Üçüncü ilke:
Şah-ı Merdan Ali’nin Allah tarafından zahir ve batın ilmiyle nasiplendirildiğine inanmak; O’nun velayet makamına ikrarla bağlanarak ilim ve irfanından nasiplenmektir.
 

Dördüncü ilke:
İslam dinine ve Hz. Muhammed Mustafa’nın iki emaneti olan Kur’an ve Ehli Beyt yoluna bağlı kalmaktır.
 

Beşinci ilke:
Yolun inanç önderliğine Pir, Mürşid, Rehber erkânına ve verilen ikrara sadakatle bağlı kalmaktır.
 

Altıncı ilke:
Allah’ın yarattığı kâinattaki tüm varlığa can gözüyle bakmak; ilim ve irfanla onları korumak, yaşatmak ve yaşamı bütünlüğü içinde sahiplenmektir.
 

Yedinci ilke:
Yaşamı birbütün olarak sahiplenmek ve amacı doğrultusunda Dört Kapı Kırk Makam öğretisiyle kendini irşad ederek olgun insan olmaktır.
 

Bu ilkeler, Alevi yolunun inanç, ahlak ve erkân temelini oluşturur. İkrar vermek, bu ilkeleri sözle değil yaşamla, davranışla ve rızalıkla yerine getirmeyi kabul etmektir. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=

Sevgili Canlar, Dostlar ve Okurlar,
Alevilikte Gülbeng, Dua ve Erkânlar uzun bir yolculuğun ardından çıktı.
Bir lokma karşılığında, siz değerli okurlarımızla buluşmaya hazır.

Ruhani bir yolculuğa hazır mısınız?

Bu eser, Alevi inanç ve ibadet geleneğinin derinliklerine yolculuk yapmak isteyenler için eşsiz bir rehber niteliğindedir.

Gülbenglerin anlamı ve işlevi, duaların ruhani derinliği ve erkânların ritüel içindeki yeri, anlaşılır ve yalın bir dille ele alınmaktadır. 
Bu kitap, yola gönül veren herkes için değerli bir başvuru kaynağı olacaktır. 

İrtibat/Ulaşım:
Nurcan Uyumaz
Tel: 0544 201 02 96
 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=

Alevilikte Inanç-Seyyid Hakkı, sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. * YouTube, Hakk Dergahı TV-Seyyid Hakkı kanalımız: https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62; Facebook, Seyyid Hakkı Azak özel sayfamız; https://www.facebook.com/profile.php?id=61570018628168; * Facebook, Hakk Dergahı muhabbet grubumuz: https://www.facebook.com/groups/244039227002241; * Fcebook, Hakk Dergahı Ilim Irşad sayfamız; https://www.facebook.com/profile.php?id=100057353323519; * WEB sayfamız, Alevilikte Inanç-Seyyid Hakkı; https://www.alevilikte-inanc.de/ Aşk ile Canlar...